Yönetmen Nabulsi, 11. Boğaziçi Film Festivali’nde “ustalık sınıfı” etkinliğine katıldı Açıklaması

Filistin asıllı İngiliz yönetmen ve yapımcı Farah Nabulsi, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu 11. Boğaziçi Film Festivali kapsamında düzenlenen “ustalık sınıfı” etkinliğine katıldı.

Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleştirilen etkinlikte Nabulsi, sinemacılığa giriş serüvenini anlatırken, genç sinemacılara tavsiyelerde bulundu.

Nabulsi, sinemada ustalaşmış biri olmadığını belirterek, “Ben film kariyerime geç başlamış biriyim. Hayatta kendinizi bulmak zorunda değilsiniz, ama kendinizi yaratabilirsiniz. İş hayatıma bir bankacı olarak başladım. Daha sonra kendi şirketimi kurdum. Sinemacılığa girişimin perde arkasında yetişkinlik yıllarımda Filistin’e yaptığım ziyaretler ve burada Filistinlilere yapılan sistematik baskılara şahitlik etmem var.” dedi.

“Filistin ziyaretlerimde elimde sanata yansıtacak hikayeler olduğunu gördüm”

Filistin’de gördüklerine dair aldığı notların ilerleyen yıllarda film hikayelerine dönüştüğünü kaydeden Nabulsi, hikayesini şöyle anlattı:

“Oyunculuğu çok seviyordum, ama oyuncu olmayı hiç düşünmedim. Sinema okulu da okumadım. Filistin’e yaptığım ziyaretlerin sonunda elimde sanata yansıtacak hikayeler olduğunu gördüm. İlk olarak 3 kısa film yazdım, fakat ben yönetmedim. Bu filmlerle çok sayıda festivali dolaştım. Filmimi görenler, neden yönetmenlik yapmadığımı sordu. Ben de kendimi bu koltuğa hiç layık görmüyordum. Daha sonra Stanley Kubrick’in ‘En iyi sinema eğitimi, film yapmaktır’ sözü aklıma geldi ve o şekilde film yönetmeye karar verdim. Daha sonra Hediye (Present) filmini çektim 24 dakikalık. Bu filmin serüveni güzeldi. Bu film BAFTA ve Oscar’a aday gösterildi ve BAFTA ödülünü aldı. Bu benim için ilginç bir serüven oldu, çünkü film yapımcısı olarak bir filmi çekip de her şeyini planlandığınız gibi gideceğini bekleyemezsiniz. Festivallerde de yaptığınız işlerde ödül almanız, filminizin kalitesinin yanı sıra biraz da nasiple jüri heyetinin ne tür filmleri beğendiğiyle alakalı.”

Nabulsi, kendisi için “bir şey ifade edecek” filmleri yapmayı tercih ettiğini vurgulayarak, “Beni motive eden en önemli konu Filistin. Bütün filmlerim Filistin’le alakalı olacak diye bir prensibim yok ama kendim yazmayacağım bir filmi yöneteceksem konusu bir şey ifade etmeli benim için. Kendiniz için bir şey ifade eden hikayeler bulduğunuz zaman o hikayeyi filmleştirecek enerjiyi de kendinizde bulursunuz.” değerlendirmesini yaptı.

Bir film projesine girişirken şahsi tutkusundan yola çıktığının altını çizen Nabulsi, “Sinema endüstrisi genellikle şekli önceliyor olabilir, ama ben hala tutkularımı merkeze almaya devam ediyorum. Teknik olarak çok kusursuz değilim, mesela ‘focus pull’ dediğimiz şeyin ne olduğunu bilmiyordum ama bu sorun değil. İşi yaparken öğreniyorsunuz.” dedi.

“Aklınıza güzel bir sahne geldiyse yazın”

Nabulsi, genç sinemacılara da tavsiyelerde bulunarak, “Aklınıza güzel bir sahne geldiyse, iyi bir diyalog kafanızda canlandıysa bunu her nerede olursanız yazın. Mesela benim bir sonraki filmim bisiklet sürmeyle alakalı. Filme dair yazdığım sahneler genelde bisiklet sürerken aklıma geliyor. Daha sonra bisikletten iner inmez bunları not alıyorum.” diye konuştu.

Proje sırasında yönetmenin oyuncularla çok iyi iletişim kurması gerektiğini vurgulayan Nabulsi, “Filmin hazırlık sürecinde oyunculara sadece prova yaptırmak tek başına kıymetli değil. Her aktörün kendine has bir tarzı vardır. Bu yüzden bir oyuncuyu kendi istediğiniz sonucu alacak şekilde prova yapmaya zorlamamak gerekir. Aktörlerle zaman geçirmek, onların tarzını anlamak ve yapacağınız işe nasıl yaklaşacağını öğrenmek en iyi yöntemdir.” dedi.

“Gazze’de yaşananları anlatacak kelime bulamıyorum”

Farah Nabulsi, bir yönetmenin etrafındaki ekibe asla teslim olmaması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

“Özellikle bir kadın olarak yönetmenliği yapınca ekipteki erkekler tarafından baskıya uğrayabiliyor, istediğinizin yanlış olduğuna dair telkinler alıyorsunuz. Fakat istediğiniz şeyin doğruluğundan eminseniz, bu konuda asla geri adım atmamalısınız. Mesela son filmimde bir sahnemizde Nablus’ta çekim yaparken Gazze’ye bombalar yağıyordu. Teknik ekip endişeliydi ve çekimi bitirmek istedi. Fakat ben ısrar ettim ve son sahneyi o an bitirmek istedim. Çünkü kimse benim neler düşündüğümü bilmiyordu o anda. Herkes belki benden nefret etti çekimleri devam ettirdiğim için ama sonra filme bakınca, iyi ki o sahneyi o anda çekmiştik dedim. Çünkü istediğim duyguları ve ortamı o gerginlik anında aldım.”

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da değinen Farah Nabulsi, “Filistin kökenli biri olarak Gazze’de yaşananları anlatacak kelime bulamıyorum. Hepimizin hükümetlerimize baskı yaparak boykot gündemini diri tutmamız önemlidir. Çünkü sürece etki edecek şeyler bunlardır. Ben bu kapsamda boykot, tecrit ve yaptırımlar (BDS) hareketini destekliyorum. Orada yayınlanan yüzlerce ürünün hepsini boykot etmeye çalışmak imkansızdır. Boykotun belli şeylere odaklanması gerekir.” ifadelerini kullandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir